Distopya
Bir gün yaşamış en umutsuz ya da en özgür insan olduğumu düşüneceğim. Ve bu saçmasapan iddiayı karşımdakine kanıtlayabilecek kadar inandırıcı delillerim olacak.
Bugünü hayatımda nasıl bir yere yerleştireceğimi bilmiyorum. Gerçek hiç bu kadar cesur ve yüzsüzce karşımda dikilmemişti. Sanırım şu an bulunduğum zirve hayal kırıklığına ait. Zirvelerin, inişlerin başladığı yerler olduklarını hatırlayıp mutlu olabilir, ya da bu doruğun mezara kadar uzanan bir düzlükten ibaret de olabileceğini akıl edip yeni halime alışmaya çalışabilirim. Bugün neyin olduğunu sormayın. Henüz anlamlandırabilecek kadar kendime gelmedim.
Ben 'istemem yan cebime koy'culardan değilim. Yaptığım intihar planlarının hiçbiri yardım çağrısı bölümünü içermiyordu. Kaçışlarımda yerimi bulsunlar diye hiç ipucu bırakmadım. Satrancı da böyle oynarım, blöf yapmayı beceremem, yapamayacağım şeylerle tehdit etmem, yapacağımı kimseyi korkutmaya çabalamadan yapmış olurum zaten. Anlamsız dediğim şeylerin anlamsız olduğuna gerçekten inandım. Değişen, artık yalnız inanıyor değil, biliyor oluşum.
Kitapların ikinci bölümünden önce hep, son sayfalarını okurum. Çocukken de ilk önce en kıyamadığım çikolatayı yerdim. Sürprizler bana göre değildir, fırsatını bulursam, mahvederim. Bir şey oradaysa ve eninde sonunda göreceksem, perdenin açılmasını beklemem, hemen indiririm onu. Huy bu ya, aynı şeyi gerçeği ararken de yaptım. Kaldırabilip kaldıramayacağımı hiç umursamadım. Ama sanırım beceriyorum.
Kitabıma başlamadan önce, benim gibi tipler için son sayfasını yazıyorum ve öncelikle dünyayı buradan hiç görmemiş olanlar için söylüyorum: anlamsızlık denilen şey, hiç o boku çıkarılan "havalı" anlamlarına benzemiyor. Kafanız güzelkenki ya da lucid dreamingdeki o tatlı başıboşluk değil bu. Biraz daha başka.
Sarhoş olamayacak kadar kendinde, ayık olamayacak kadar kayıp olduğunu düşün. Ya da gerçek olamayacak kadar başıboş, rüya olamayacak kadar herşeyin içinde.
Ben zamanı durdurdum.
İnsanlığın, "mana"ya dair düşündükleri tonlarca zırvayı bir araya getirince, söyleyecek tek bir şey bulabiliyorum: "umut, sen nelere kadirsin".
Babam, ona ihanet ettiğimi düşünüyor. Bense Tanrının ailemdeki herkese. Bazen canın çekip gitmek isteyince arkanda bırakamayacağın insanlar olduğunu düşünürsün, bunlar senede bir iki kez gördüğün ve sana yalnız olmadığını söyleyen kişilerdir. Kimse suçlu değildir, ama cezasını herkes çeker. Görünmez bir el her birinin hayatlarını çamura batırıp çıkarırken, onlar kendileri düştüklerini sanırlar, bilinmeyenin her zaman yüce olduğuna inanırlar. Lanet olsun, insanlık bir zamanlar işkenceyi de bilmiyordu. Üzerimde güzel kadınların yürümesini istiyorum.
Annem, ailenin en prestijli oğlanını da evlendirdikten sonra, ömrünü harcadığı çocuklarının ardından, ilk kez "ne içindi?" sorusunu soruyor. Hayatın sandıkları kadar mantıklı, adil, ciddi ve düzgün bir şey olmadığını anlamaya başlamalarına seviniyorum. Üzüntü ise daha derinden paylaştığımız bir şey. Ama ben bunun intikamını alacağım. Bu sıralar dünyanın tüm ciddiyetinin ayaklarımın altında ezilmesinden ve herkesin ayaklarının altındakileri kaldırıp tapınmamdan bunun olacağını anlıyorum. Bir pornostarla evlenmeyi düşünüyorum bazen. Henüz onun aştığı şeyleri aşamadığımı farkedince vazgeçip, zaten sevgilimin poposu da benim hayatımın anlamı olmaya yeter diyorum. Lanet olsun, o çok beyazdır.
Dayatılmış hayaller ve egonun doyumsuz hırslarını çıkarıp attıktan sonra üzerimden, geriye yaşamaya değer neyin kaldığına bakıyorum. Belki müzik, dostlar, cips, kola, beni hiç tanımayan, hiç anlamayan, ama pek az kişide bulunabilir bir olgunlukla, ona kıçım yırtılırcasına güldüğümde ya da kafamı göğüslerine gömüp ağladığımda sebebini sormayan bir kız. Sanırım yeterince dürüstçe. İkiyüzlü, yapmacık, boktan hayatlar ve akıbetleri artık ilgimi çekmiyor. Daha fazlasını bekleme, lanet olsun, peygamberleriniz de sıçıyordu. Bu kadar cetvel çizgileri arasına almaya çalışmasak şu insan denen şeyi.
Tüm bunlar neyi değiştirdi? İlk aklıma gelen bir kaç şeyi söyleyeyim.
Mesela artık herşeyin "kusursuz mükemmellik"e eriştiği, gelecekte bir yerlerde beni bekleyen bir günün yolunu gözlemiyorum. İnsanlar hayatlarının son çeyreğine kadar böyle bir günün geleceğine inanıp, sonra da ne yapalım kader böyleymiş deyip öteki dünyalara erteliyorlar. Demiştim ya umut nelere kadir diye; insana destanlar yazdırır, dünyalar, tanrılar yarattırır.
Bir diğeri de kabuslarımla ilgili. Artık kaçmıyorum, dövüşmeyi ve yenmeyi öğrendim. İnsanlar bir şeyler sayıklayarak uyanır ve kurtarıldıklarını sanırlar. Oysa rüyadan uyanarak tek yaptıkları, zihinlerinin yarattığı kendi gerçeklerinden kaçmaktır.
Huzurlu muyum, evet. Kızgın mıyım, evet.
Ben herşeyim, ve bu benim distopyam.
17 03 2010